Monday, July 25, 2011

Töngül nedir?


Töngül,  İzmir'in ilçesi Ödemiş'e has bir çeşit pidedir. İçinde Ödemiş tulumu, maydanoz, eser miktarda kıyma vardır ve odun fırınında pişirilerek hazırlanır. Fırından çıktığında üzerine zeytinyağı sürülür ve bir tur daha Ödemiş tulumu rendelenir. Kapalı ve açık olmak üzere iki tipi vardır. 


Töngül adını tabi ki mucidinden almıştır. Töngül pidesini ilk yapan ailenin halen Ödemiş'te iki adet Töngül salonu bulunmaktadır. (birini çok yeni açmışlar) Bu pide Ödemiş'te sabah saatlerinde kahvaltı niyetine yenildiğinden yemek isteyenlerin Ödemiş'e erken saatte gitmesini öneririm. Hayatta en sevdiğim tatlardan biridir. Olsa da yesek. 

Çöl kumu bir işe yarar mı?

Deniz suyunu içebileceğimizi öğrenince bana bir heves geldi ve acaba çöl kumu bir işe yarar mı diye araştırmaya başladım. 

Çöl kumu çok küçük parçalara ayrılmış taş ve minerallerden oluşan bir maddedir. Kumun kimyevi yapısı çölün coğrafi konumuna göre çok değişmekle birlikte, en sık görülen tipi Silica'dır (silicon dioxide).  Silica da bildiğimiz sıradan cam yapımında en yoğun kullanılan maddelerden biriymiş. 

Eee bu muymuş, ne cahilim derken bir deneye rastladım. :D Deneyi gerçekleştiren Markus Kayser isimli bir dizaynır. Tamamen güneş enerjisi ile çalıştırdığı bir 3D printer yapmış. Bu printer ile çöle gidip, kumu mercek altında eriterek camdan cisimler üretiyor. Videoyu izleyince neden bahsettiğim daha iyi anlayacaksınız. Beni şaşırtan ve heyecanlandıran ise yine dünyamızın kaynaklarını kullanarak sıfırdan günlük bir madde üretilebilmesi oldu. Tıpkı Hindistan'daki köprüler gibi. 

Wednesday, July 20, 2011

Deniz suyu neden içilmez?

Küresel ısınma kaynaklı sorunların başında su kaynaklarının gittikçe azalması geliyor. 50 sene sonra ciddi bir su sıkıntısı ile karşı karşıya kalacağımız söyleniyor. Peki dünyamızın 3/4'ü okyanuslar ve denizler ile kaplı iken neden su sıkıntısı çekeceğiz?

Çünküüüü deniz suyu içilmez.
Nedeeeeen?

Vücudumuzun günde ortalama 500mg tuza (çeyrek çay kaşığı kadar) ihtiyacı vardır. Tuz, sodyum ve klorid'in karışımından oluşan bir maddedir; sodyum klorid (NaCl).  Tuz vücudumuzun su dengesinden sorumludur ve sinirlerin iletilerini ulaştırır, oksijenin iletilmesini, hatta kaslarımızın çalışmasını sağlar.

Kanımızın sadece %0.9'u, tüm vucüt ağırlığımızın ise %0.25'i tuzdan oluşur. Deniz suyunda ise %3.5 oranında tuz bulunmaktadır; kanımızdan 3 kat daha tuzlu.

Peki bu tuzlu deniz suyunu içersek ne olur?

Vücudumuzdaki tüm sıvılar fazla tuzu dışarı atmak için seferber olur. Hücrelerimizdeki sıvılar dahi yardıma koşar ve çok kısa sürede dehidre oluruz. Hücrelerimiz susuzluktan işlerini yapamaz hale gelirler. Ekstrem durumlarda bilinç kaybı, beyin hasarı gibi sonuçlar doğabilir. Bu arada hızla çalışmakta olan kan hücrelerimiz de tuzu alıp, atılmak üzere böbreklerimize taşır. Böbreklerimiz fazla tuz yüklemesi sonucu iflas eder ve ölürüz.

Peki çözümü yok mu? Aslında var. 2002 yılında dünyada deniz suyunu, içme suyuna dönüştüren 12.500 tane santral vardı, bugünkü sayıyı bulamadım. Dünyanın toplam su tüketiminin %1'i bu şekilde karşılanıyor ve bunun %70'i de suyun az olduğu Orta Doğu ülkelerinde kullanılıyor; Suudi Arabistan, Libya, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn. 






Bu santrallerde kullanılan teknoloji de çok eski. Bildiğiniz yağmur yöntemi. Kazanlar içinde deniz suyu ısıtılıyor. Buharlaşıp havaya yükseliyor. Sonra yağmur gibi tekrar aşağıya damlamaya başladığında toplanılıyor ve içiliyor. Tuz kazanın içinde kalıyor.

Bu teknolojiyi, güneş enerjisi ile birleştirdikleri gün, su derdimiz kalmayacak demektir.