Saturday, January 29, 2011

Gone to Miami

Bir haftalığına Miami'ye gidiyorum. Ben yokken bloğumu ziyaret edenleri maşrapa resmi yerine, bir Miami resmi ile selamlamak isterim.
Dönünce görüşürüz. :)

E gidip dönüp ipucu vermemek de olmaz di mi: İşte buyrun Miami'de kaçırmamanızı önereceğim yerlerin bir listesi

Friday, January 28, 2011

Cambridge Spies

Londra'ya kısa bir tatile gittim. Orada katıldığım bir tur rehberi şehri gezdirirken Cambridge Spies dediği 4 yetenekli Rus ajanını anlattı. Bana enteresan geldi, size de anlatmak istedim. 

Philby, Burgess, Maclean ve Blunt isimli 4 genç Cambridge'de okurlarken, bir iki üst sınıflarından olan Arnold Deutsch bu yetenekli idealistleri Rus ajanı olarak işe alır. Aslen İngiliz olan bugençlerin casusluğu seçme nedenleri ise İtalya ve Almanya'da baş gösteren faşizme sadece Rusya'nın baş kaldırabileceğini ve İngiliz hükümetinin konuya ilişkin ılımlı tutumundan duydukları esef. 
İkinci dünya savaşı başladığı sırada mezun olan gençler çok önemli görevlerde çalışmaya başlarlar.
Maclean Dışişlerinde çalışmaya başlar
Burgess politikacı olur
Blunt - MI5'da görev alır.
Philby ise SIS, yani ingiliz gizli servis teşkilatında.
Zamanla görevlerinde son derece yükselirler, hatta Philby gizli servisteki görevinde Rusya'dan sorumlu müdür olarak çalışmaya başlar.

Guy Burgess
Donald McLean
Bu gençlerin Rus ajanı olduklarına dair ilk işkillenme CIA tarafından olur. Yaklaşık 10 sene boyunca casusluk yapan Burgess ve Maclean ortadan kaybolmayı başarırlar. Aslında pek başarmak denemez zira o sırada İngiliz hükümeti savaş dolayısıyla tüm harcamalarını kısmış ve bu nedenle haftasonları polis çalıştırmamaktadır. (burasını internette bulamadım, rehberin yalancısıyım) Burgess ve Maclean Cumartesi günü bir gemiye binerek Rusya'ya giderler. 



Kim Philby
Philby'nin casusluğu zun süre İngiliz hükümeti tarafından kanıtlanamadı fakat İngiliz gizli servisinden ayrılması istendi. Kendisi 1950lerde Ortad Doğu'da Ekonomist dergisi muhabiri olarak görev yapmaya başladı. Buradaki görevi esnasında MI6 tarafından yeniden işe alındı. 1961 yılında Philby'nin Rus ajanı kimliği tekrar ortaya çıktı ve çalışmakta olduğu Lübnan'dan gece vakti Rusya'ya kaçtı.


Anthony Blunt
Blunt'ın casus kimliği ise 1964 yılına adar gizli kaldı. Casus olduğunu kabul eden Blunt, hükümetle dokunulmazlık karşılığı bilgi alışverişinde bulundu. Ters casus olarak çalışmaya başladı. 15 yıl boyunca da Rusların bilgisi olmadan bu şekilde çalışmaya devam etti. 1979 yılında Blunt'ın 15 senedir Ruslara karşı casusluk yapan eski Rus casusu olduğu Margareth Thatcher tarafından açıklandı. 
 

Wednesday, January 19, 2011

Dinamik fren sistemi nedir?

Dinamik fren sistemi, GE'nin trenlerinde kullanmaya başladığı yeni ekolojik hybrid motora verilen isimdir. Bir araç fren yaptığında ortaya çok ciddi bir ısı çıkmakta ve bu ısı muhafaza edilmediği için atmosfere karışmakta ve yok olmaktadır. GE'nin lokomotiflerinde kullanmaya başladığı dinamik fren sistemi sayesinde yapılan her fren ile ortaya çıkan bu enerji depolanıp, sonradan kullanılabilmektedir. Lisede fizik dersiniz çok zayıf olsa dahi, aşağıdaki video basit olarak fren ile oluşan enerjiyi açıklamaktadır.  
GE'nin sitesinde ise bu lokomotiflerle ilgili daha geniş bilgi bulabilirsiniz. Beni en heyecanlandıran bilgi, bir lokomotif treninin bir sene boyunca yaptığı fren ile elde ettiği enerji ile 8,900 Amerikan evinin 1 yıllık elektrik giderinin karşılıyor olması.

GE'den Tesla'ya yaptıklarından ötürü senelerce tiksindim. Sonra legendary CEO'su Jack Welsch'in hayatını okuyunca biraz ısınmıştım. 30 Rock ile sevmeye başladım. Reverse innovation dediklerinde hayran kaldım. Ekolojik treni duyunca artık Tesla hatasını affedeyim diyorum... OLMUYOOO :/ Yaşasın Tesla, Kahrol Edison. 

2-6 yaş arası çocuğu olanlara bir site önerim var

Bugün rastladım, çok şeker bir site: 3EyedBear. Kağıttan birçok 3D origami yapmışlar. İnternetten kaydedip, yazıcıdan çıktı alıyorsunuz, kesip yapıştırıyorsunuz ve çok şeker oyuncaklar elde ediyorsunuz.Eminim çocuklarınızla güzel vakit geçirebileceğiniz bir uğraş olacak. :) Ben ilk fırsatta deneyeceğim, gerçi benim oğlum halen minik :)

Friday, January 14, 2011

Beyaz Saray Hindi'leri azad ediyor

Bu yazı çok mühimmiş gibi draftta duruyormuş. Şükran günü geçmiş olsa dahi yayınlayayım. Acaba ne ekleyecekmişim de bekletmişim bu çok mühim yazıyı :P

Her sene Şükran gününde dönemin Amerikan Başkanı iki adet Hindi'yi Şükran masasında yemek olmaktan kurtarılıyor. Bu gelenek resmi olarak 1989 yılında George W.H. Bush zamanında başlatıldı. Azledilecek hindi Obama'nın söylediğine göre 30 tane finalist hindi arasından seçiliyormuş. Jurinin önünde en güzel tüylerini kabartan hindi ve yedeği Beyaz Saray'a Başkan tarafından azledilmeye geliyorlar. Bu sene azledilen hindilerin isimleri Apple ve Cider. Şükran yemeği olmaktan kurtulan bu hindileri Washington'daki ziyaretleri süresince W Hotel ağırlamış, oradan da bir çiftliğe gönderileceklermiş.
Obama 2009 yılındaki Hindi azletme töreninde "Birçok gün bana neden başkan olduğumu hatırlatacak olaylar yaşıyorum. Bazen de bugün gibi bir hindiyi azledip Disneyland'e gönderiyorum" demiş. O sene hindiler Disneyland'in Şükran günü yürüyüşüne katılıp, sonra da Disneyland çiftliğine gönderilmişler.İşte bazı hindi azletme günleri resimleri.



Tuesday, January 11, 2011

Starbucks'ın kızını serbest bırakmak? WTH?

Starbucks Mart 2011 tarihinden itibaren logosunu değiştireceğini açıklamış. Resimde gördüğünüz üzere Starbucks kızının etrafındaki çerçeveyi kaldırıp, Starbucks ve Coffee yazılarını kaldıracaklarmış. Okuduklarıma göre Starbucks kahve işini genişletip farklı kategorilere de girmek istermiş. Ama neden Starbucks ismini de sildiklerini anlayamadım. Dahası şirketin yaptığı resmi açıklama şöyle; Our new evolution liberates the siren from the outer ring, making her the true, welcoming face of Starbucks. Türkçesi "Starbucks kızını çevreleyen çemberden kurtarıyoruz ve onu Starbucks'ın gerçek misafirperver yüzü yapıyoruz". İnsanın aklına birçok soru geliyor;
- Kız canlı mı? (tek çocuk olan benin dahi aklım karıştı)
- Kız daha önce esir miydi? 
- Kafasının üzerindeki Starbucks yazısı beynini mi zedeledi?


Starbucks logosu olarak kullanılan kız aslen mitolojik bir deniz kızı. Resimde de makyajlanmamış, orjinal halini yakından görebilirsiniz. Kendisi denizcileri etkileyici şarkılar ve seks ile büyüleyip, ölüme sürüklemekle bilinen mitolojik bir figür. Starbucks logosundan ismini kaldıracağına keşke mitolojiden daha iyi niyetli bir figür seçeydi.

Thursday, January 6, 2011

Edward Makuka Nkoloso'nun Mars hayali

Edward Makuka Nkoloso süper adam. Kendisi ile bugün Discovery Channel'da tanıştım.
1960'lı yıllarda Zambia'da yaşamış bir öğretmen. Lsaka kentinde Zambia Ulusal Bilim, Uzay araştırmaları ve Felsefe akademisini kurmuş kişi. Hem deli, hem saf ama kesinlikle vizyoner bir zat. Bakın neler hayal etmiş ve yapmış;

- Zambia'nın Amerika ve Rusya'yı  uzay yarışında yeneceğini iddia ederek başlamış.
- Mars'a 1 astronot kadın ve 2 kedi ve bir din adamı göndermeyi planlamış.
- UNESCO'dan 700 milyon pound istemiş ama cevap alamamış.
- Teleskobundan Mars'a bakıp orada yaşayan yerliler olduğunu saptamış
- Mars'a  gitmek üzere hazırlanan din adamına burada yaşayan yerlileri Hristiyanlığa geçirmeye çalışmamasıını söylemiş.
- Yerçekimsiz ortamı simüle etmek amacı ile astronotlarını bir bidonun içine koyup yokuş aşağı bırakıyormuş. Bu şekilde yer çekimsiz ortama daha rahat alışacaklarını düşünüyormuş
- Ayrıca tüm astronotlarını amuda kalkarak yürümeyi öğretmiş. Zira bir insan uzayda sadece bu şekilde yürüyebilirmiş. 
- Aya gidemeyince Amerikalı ve Rusları gizli uzay bilgilerini ve kedisini kaçırmakla suçlamış.
- Daha sonra da kendi astronotlarını seks düşkümlüğü ile ve yeterince çalışmamakla suçlamış.

Tüm bunları bugün biri söylese deli deriz. Ama 1960 yılında deli de olsa birinin böyle bir hayali olması bence çok harika. Acaba yaşıyor mu?
İşte bu uzay programı ile ilgili yapılmış bir röportaj

Edward Nkoloso'nun resimde gördüğünüz yazısını buraya yazıyorum.

I see the Zambia of the future as a space-age Zambia, more advanced than Russia and America. In fact, in my academy of science our thinking is already six or seven years ahead of both powers.
 It is unlucky for Lusaka that I did not have the chance to run for mayor. If I had been elected, the capital city of Zambia would quickly have been another Paris, if not another New-York.
 If I had been mayor, Matero, Kamwala and Chilenge suburbs would quickly have been filled with flats and skyscapers. Old houses would have vanished.
 But never mind, we will have our Paris yet.
 If I had had my way Zambia would have been born with the blast of academy's rocket being launched into space. But the Independence Celebrations Comitee said that would terrify the guests and possibly the whole population. I think they were worried about the dust and noise.
CREW READY
 It is a great pity. All is ready at our secret headquarters in a valley about seven miles from Lusaka. The rocket could have been launched from the Independence Stadium and Zambia would have conquered Mars only a few days after the independence. Yes, that is where we plan to go - Mars.
 We have been studying Mars from our telescopes at our headquarters and are now certain Mars is populated by primitive natives.
 Our rocket crew is ready. Specially trained spacegirl Mata Mwambwa, two cats (also specially trained) and a missionary will be launched in our first rocket.
 But I have warned the missionary he must not force Christianity to the people if they do not want it.
 One other difficulty has been holding us up. UNESCO has not reply to our request for £ 7,000,000 and we need that money for our rocket programme. Then we can lead the world science.
 I feel the Zambian Government should help now if we are to become Controllers of the Seventh Heaven of Interstellar space. The Government must pass strong bills to deal with the Satanic plots of our ennemies.
 I have known for a long time that Russian spies are operating in Zambia. Yes, and American spies are well over the town too. They are all trying to capture Mata and my cats. They want our space secrets.
 These people must be dealt with immediately after the independence if I am to keep my space lead. Detention without trial for all spies is what we need.
 Otherwise I am happy with the Government, but it must encourage youngsters to join the academy.
 At the moment they have knocked down my academy building in Matero. That is not good. I hope they build modern flats in its place to provide more offices for us.
 The capital of the new scientific Zambia must look beautiful. People from afar must not see a slum as the capital of the world's greatest scientific state.
 Zambians are inferior to no men in science technology. My space plans will surely be carried out.

Sunday, January 2, 2011

Das Keyboard

Ocak ayında İngiltere'ye gideceğim. "İngiltere'den birşey ister misiniz" sorusuna bir arkadaşım "Das Keyboard" diye cevap verdi. neymiş diye baktım ve İSTİYORUUUM. Kendisi adından da anlaşılacağı üzere primitif klavye. Benim favori klavyem Compaq'ın artık üretmediği bir model. Resimde görebilirsiniz. Ofisteki IT ekibine ne zaman yeni biri gelse klavyemi yenileyip, Compaq'ımı çöpe atıyor. Sonra birlikte çöpten çıkartıyoruz, temizleyip kullanmaya devam ediyorum. Ama artık bir iki tuşu iyice gitti, takılıyor vs. Das Keyboard'u okuyunca ağzımın suyu aktı. Hem klavyeme benziyor, hem de eskiden beri özlediğim tıkır tıkır yazma sesi geliyormuş. Dahası 3 modelinden birinin üzerinde hiç yazı da yok. Çok pro! 

3 tip modeli var: Professional, Ultimate ve Silent.
Professional : Hem ses çıkartıyor, hem klik sesi (himm bunu mu alsam acaba?)
Professional
 Ultimate: Ses çıkartıyor ama klavyenin üzerinde hiçbirşey yazmıyor.
Ultimate
Silent : Bunu almam, hem harfler yazıyor, hem ses çıkartmıyor. (ama acaba şirkettekiler sesten çok mu rahatsız olur?)

Bu arada Google da bir klavye çıkartacakmış. Acaba onu mu beklesem? CAPSLOCK tuşu olmayacakmış, yerine Google search tuşu olacakmış. Bence çok mantıklı. Ne öööle BAĞIRA BAĞIRA!

2010'un en başarılı inovasyonu

Her yerde 2010'un ENleri listesi var, ben de size bu sene en etkilendiğim inovasyondan bahsetmek istiyorum. CellScope - kendisi Nokia N8'e takılan ucuz mikroskop.
CellScope

D. Fletcher
Berkeley Üniversitesi Bioengineering professoru Daniel Fletcher ve ekibinin icadı olan Cellscope ile artık fakir ülkelerdeki hastalardan alınan kan, idrar, vs'nin mikroskobik görüntüleri, pahalı laboratuvar aletleri olmaksızın dünyanın dört bir tarafındaki uzman doktorlara ulaştırılabiliyor. Dünyanın bir çok yerinde gerekli teçhizat veya uzman doktor bir arada bulunamadığı için ölen hastaları veya test yapılamadığı için yayılan AIDS gibi bulaşıcı hastalıkların boyutunu düşünürseniz neden bu ürünü çok beğendiğimi anlayacaksınız. 

Nokia'nın N8 lansman filmi ile de cuk oturuyor. Bu filmin ana fikrinde önemli olan teknolojik gelişmeler değil, bu gelişmeleri ne amaçla kullandığındır deniliyor. Filmin sadece bir iki karesinde CellScope da görünmekte. 

Ama Nokia Cellscope'u tanıtmak için bir kısa metrajlı film de yaptırmış. İsmi DOT. Dünyanın ilk mikroskobik stop motion filmi olan DOT Guiness Rekorlar kitabına da girmiş.

Şahsen Iphone furyasında ben de bir gaza gelip Apple'cı olmuştum. Ama sanırım Itunes'u bir keseye, Android ve CellScope'u bir keseye koyup 2011'de tekrar özüme döneceğim.