Thursday, September 30, 2010

Yeşil araba yakıtı yarışında yosun önde

Colorado Üniversitesi'nin açıkladığı araştırma sonuçlarına göre yosun yakıtı, soya yakıtına göre daha başarılı imiş. Araştırma sonuçlarına göre yosun yakıtın net enerji oranı 0.93 iken, soya yakıtının net enerji oranı 1.64 imiş. (Yani üretim için kullanılan enerji - yaratılan enerji). Aslında yosun üretebilmek için soya üretiminin iki katı kadar enerji harcanıyormuş. Buna rağmen soyanın da suyu çok zor çıkmıyormuş. Yosun dünyamızdaki oksijenin çoğunu ürettiği için benim umudum yine ondan yana. Yosundan nasıl yakıt üretiyorlar diye baktım;
İlk olarak bildiğiniz pres ile sıkıyorlarmış. Daha sonra geri kalan yosuna daha da baskı yaparak, ısıtarak gaz hale gelmesi sağlanıyormuş. Tam bu noktada karışıma karbonsiyoksit ekleyip yosunun tamamen yağa dönmesi sağlanıyormuş. (Kimya dersimi daha iyi dinlemeliydim.) Bu şekilde yosunun yağının 100%'ünü çıkartabiliyorlarmış. 
En bilinen firmalardan biri Solazyme. 2008 yılında ilk kez bir Mercedes'i Sundance film festivalinde yosun yakıt ile çalıştırabilmişler. New York Times'ın haberine gore 7 yıl içinde 125 milyon dolar yatırım toplamış olan bu şirketin Virgin, Unilever, Amerikan Ordusu gibi birçok önemli yatırımcısı var. 
Yatırımcı çekmekte çok başarılı olan yosun aynı zamanda bir trend olarak evlere de girmeye başladı. 





yosun lambaları
Yosun havuzları

  Sehirlerdeki oksijeni arttirmak icin yosun kule mimarisi

Wednesday, September 29, 2010

Biyografi severseniz bu podcasti dinleyin

Ben biyografi okumayi çok seviyorum, hatta bir kitapta da aradığım hep karakterlerin detaylı anlatılmış olmasıdır. Kurgusu ne kadar iyi olursa olsun, bir kitabın karakterleri zayıfsa bir türlü sonuna gelemiyorum. Biyografi okumak istiyorum derken bir iki ay önce Oxford Biographies diye bir podcast serisine rastladım. Oxford ismini duyunca da hemen atladım. Bu podcastlerden şimdiye kadar yüzlerce kişinin hayatını dinlemişimdir ama çok azı tanıdığım kişilerdi. Yine de anlatımı o kadar akıcı ki çok büyük keyifle dinletiyor kendini. Size de tavsiye ederim, 57.000 üzerinde biyografi var. 
Iphone ve Ipad için Itunes'dan indirebilirsiniz. Bilgisayardan dinlemek için linke tıklamanız yeterli.

Facebook ve Skype birlikteligi ucuracak

Mashable'in haberine gore Skype ve Facebook el sikismislar. Yakinda Skype uzerinden Facebook arkadaslarimizi arayabilecekmisiz. Biraz sonra da Facebook uzerinden Skype kullanabiliyor hale geliriz. Her iki taraf da cok yarayacak, yilin en akilli anlasmasi. Asagida Skype screenshotini gorebilirsiniz.
Adamlarin bu mantalitesine bayiliyorum, Barnes and Noble acaba kendisine ornek alir mi?



Tanistirma kurallari

Gorgu kurallari onem verdigim kurallar. "anladin mi" denilmesi, ofiste giyilen parmak arasi terlikler, yemek masasinda ellerin kucakta durmasi, cumle icinde uygunsuz kelime kullanimi gibi bazi kucuk seyler beni hep rahatsiz etmistir. Bu sebeple internette dolasirken "how to introduce people" yazisini gorunce ilgimi cekti, belki bilmedigim birsey vardir diye okudum. Varmis gercekten de... Bilmedigim iki insani tanistirirken dikkat edilmesi gereken bir tanistirma sirasi varmis. Sira soyle;
1) yasindaki buyuk olanin adini once soylemek gerekiyormus (bu tahmin edilebilir)
2) is ortamindaysaniz kidemli olan kisinin adini once soylemek gerekiyormus
3) informal bir ortamda iseniz erkegin adi, kadininkinden sonra soylenirmis (erkegi kadina tanitiyorsunuz yani, kadininkinden erkege degil, bunu tahmin edemezdim)
4) kadin erkek tanistirmalarinda 2. Madde onemli oluyor. Kadin daha kidemli ise once onun adi soyleniyormus.
5) eger iki arkadasinizi tanistiriyorsaniz hangisi daha eski arkadasiniz ise onun adini ilk soyluyormussunuz.

Bi de su hangi bicak ne icine baksam iyi olacak. :P

- Posted using BlogPress

Tuesday, September 28, 2010

Offf yine bir ilustratöre bayıldım - Gustavo Aimar

Oğlumun bayıldığı bir çocuk şarkısı var; Feliz Navidad. Aslen Jose Feliciano şarkısı ama bizimki çocuklar için yapılan versiyonunu seviyor. Ne demek diye internete bakarken ilgili görsellerde rastladım Gustavo Aimar'a. Sol üstteki resmin adı Navidad.  Diğer eserlerini görünce daha da bayıldım.
Bu arada Feliz Navidad, Merry Christmas, mutlu Noeller demekmiş. 


 

Barbie Center - Shanghai

50. doğumgününü kutlayan Barbie, Shanghai'da ilk güzellik ve alışveriş merkezini açmış. 6 katlı bu merkezde dünyanın en büyük Barbie koleksiyonu bulunuyormuş, toplam 800 adet Barbie bir arada! Merkezin tamamı tabi ki Barbie üzerine kurulu. İçeride designer markaları, Barbie kıyafet ve aksesuarlarının satışının yanısıra farklı aktivite köşeleri de yapmışlar; Design center'da Barbie'nin nasıl dizayn edildiğine dair gizli bilgiler paylaşılıyormuş. (Neden gizlendiğini ben anlayamadım ama), Barbie SPA'da masaj ve bakım yaptırılabiliyormuş, Barbie Fashion Stage'de ise çocuklar kendi kıyafetlerini seçip, saçlarını başlarını yaptırıp defileye çıkabiliyorlarmış. Böyle şeyleri Türkiye'de açmak lazım. Nişantaşı'nda bir Barbie Center düşünebiliyor musunuz? 




Friday, September 24, 2010

Karincalar neymis be!

Ortamda acilan karinca konusu uzerine yine okudum ve bu sefer de karincalarla ilginc birsey ogrendim. Sussex universitesi karincalarin hafizasi oldugunu kesfetmis. Yururken yola biraktiklari kimyevi salginin yaninda gelismis bir gorsel hafizalari varmis. Yurudukleri yolun cografyasini ve etraflarindaki olusumlari da hatirlayabiliyorlarmis. Acaba karincadan kurtulmanin yer silmek disindan diger bir yolu olarak da mobilyalarin yerini mi degistirmeli?

Ayrica karincalarla ilgili diger bir sasirdigim bilgi de koloniler arasi savas yaptiklari oldu. Saldirdiklari koloninin yumurtalarini calip, dogduklarinda da bu karincalari esir olarak kullaniyorlarmis. Haydaaaaa!!


- Posted using BlogPress

Yuh bu karincalar 9. kata bile cikiyor!

Bugun ofiste evini karinca basan bir arkadasim konusunu acti ve bu durumdan kurtulmanin yollari tartisilmaya baslandi. Daha once arastirmistim, denemistim ve anlattim. Karincalar yurudukleri yerlere pheromone isimli kimyasal bir madde birakiyorlar. Bu koku diger karincalara o yonde yiyecek oldugunu gostermenin tek yolu. Koloninin diger uyeleri de bu kokuyu takip ederek yiyecege ulasiyorlar.




Karincalardan kurtulmak icin yapilmasi gereken en onemli sey bu kimyevi kalintiyi ortadan birakacak sekilde ve kuvvette yurudukleri yeri silmek. Ben Mr.Muscle ile denedim ve cok basarili oldu. Ilk silinisinizde ne yazi ki kurtulamayacaksiniz ama 4-5 gun sildikten sonra karincalarin artik gelmedigini goreceksiniz. Unutmayin tek bir karinca gorseniz dahi tum yurumus olabilecegi yollari iyice silmelisiniz. Zira bu karinca zaten tum o kimyevi yolu yapan karinca.


- Posted using BlogPress

Cep telefonu sesi

Lokasyona veya saate göre ayarlanan cep telefonu var mı bulamadım? Öyle bir özellik istiyorum ki, ben ofisteyken şirket marşı çalsın :P, eve gelince oğlumun en sevdiği şarkı çalsın. Oğlum 9'da uyuduktan sonra kısık çalsın, gece yarısını geçince de sesi kapansın. Benim telefonum bunları yapmıyor. Yapanı da bulamadım. Bilen varsa yazsın lütfen.

Thursday, September 23, 2010

Bilim ve Eglence Günü. Gief!

Yarın Ankara'da süper bir organizasyon var; Bilim ve Eğlence Günü. Tübitak'ın hazırladığı ve Bilkent'in ev sahipliği yapacağı bu güne katılmak için ofisten izin bile almıştım. Kocamla gidecektik ki kendisi hastalandı, ben de tek başıma arabayla yolu göze alamıyorum :/
Tübitak'ın bildirdiğine göre "Avrupa Bilim ve Eğlence Günü" tüm Avrupa’da toplumun bilime olan ilgisini arttırmayı, bilim insanlarını halkla kaynaştırmayı, bilimin ve eğlencenin bir arada olabileceğini göstermeyi, çocukları ve gençleri bilimsel kariyerlere özendirmeyi ve toplumda bir “bilim kültürü” yaratmayı amaçlayan uluslar arası bir etkinlik.
Programda özellikle ilgimi çeken aktiviteler; Küçük mucitler bilim gösterisi, Cern ve büyük patlamadan bu güne evren bulmacası, Planetaryum,  Gökyüzü gözlemi, Bilim ve sanat, bilim felsefesi, bilişimsel elektromanyetik, Newton'un yanılgıları ve Einstein'ın evreni. harika değil mi!! Bu tip organizasyonların çok daha sık ve yaygın şekilde yapılması lazım. Bayram tatilinde İzmir'in Ödemiş kasabasındaydım. Köylülerin çocuklarını alıp resim sergisine gezmeye geldiklerini gördüm. Bu ülkede ne kadar Kasımpaşa'daki gibi resim sergisine saldıran insanlar varsa, bir o kadar da öğrenmeye meraklı insan var. Haydi Tübitak İstanbul'luları da gör, bize de gel. Ankara'lılar siz de kalkın ve gidin allasen.

Tehlikenin farkında mısınız?

Akşam gazetesinde Oray Eğin'in yazısının başlığı bu; tehlikenin farkında mısınız? İçeriğinde de teknolojiye ayak uyduramayan Barnes&Noble'ın nasıl zor günler yaşadığını anlatıyor. E-Kitap satışlarının bu sene basılı kitap satışlarını geçmesi ve Barnes&Noble'ın Nook'unun Kindle ve Ipad ile yarışamamasından bahsetmiş. Barnes&Noble gibi teknoloji çağını yakalayamayan firma sayısı çok. Nedense benim neslim ve benden eskiler bu konuya bir türlü hakim olamıyor, kabul etmek istemiyor. Halen eski yöntemlerle, ellerindekileri kaybetmemek için tutunmaya çalışıyor ve QQluyor. Halbuki gör fırsatı, yakala teknolojiyi, Ipad üzerinden sat, daha iyi bir alet üret, Sony ile anlaş, aksiyona geç ama söylenme ninem gibi. Kocam "bizim nesil ölecek, teknoloji çağı aslen o zaman başlayacak" demişti. Katılıyorum valla. Asıl tehlike bu eski kafaların halen emekliye ayrılmamış olmasında.

Wednesday, September 22, 2010

It gets better project

Bugün internette birkaç yerde "It gets better project" diye birşey gördüm. Bir iki kere görünce neymiş diye okuyayım dedim. YouTube'da eşcinsel komünite tarafından yaratılmış bir kanal. Büyüyüp, hayatını düzene koymuş eşcinseller herşeyin nasıl zamanla daha da iyiye gittiğini, kendi hayatlarından örnekler vererek anlatıyorlar. Hikayelerinin çoğunda ilkokul ve ortaokul yıllarında nasıl diğer çocuklar tarafından dalga geçilen, dayak yiyen kişilerken, bugün ne kadar mutlu olduklarını anlatmışlar. Diğer eşcinselleri de kendi hikayelerini anlatmaya ve kendini umutsuz hisseden eşcinsellere geleceğin olumlu taraflarını göstermeye davet ediyorlar.Çok düşünceli ve güzel bir kanal. Fikre de bayıldım. Ayrıca başka konularda da bu tip desteklerin başlaması için çok ilham verici. 

Astroloji nereden çıkmış?

Astroloji hiçbir zaman ilgimi çekmemiştir. Mantığım bir türlü almıyor, nasıl olur da gökyüzündeki gezegenlerin insan hayatı üzerinde bir etkisi olabilir? Geçen gün ofiste bir arkadaşım senelerdir astrolog Susan Miller'ı takip ettiğini söyleyince girip baktım. Yine benzer hisler ile siteden ayrıldım, saçmalık. Ama tabi ki bu astroloji nerden çıkmış diye merak etmeye başladım. Araştırmak için ilk olarak arkeoloji profesörü olan babama danıştım. "İlk olarak Babil'de görüyoruz kızım. Savaş sonuçlarını daha iyi tahmin etmek isteyen hükümdarların isteği üzerine çıkartılmış bir yöntem" dedi. Bundan sonrasını da ben araştırdım. 
M.Ö. 3. yüzyılda Babil'de görülmüş. Din adamları tarafından, tanrıların isteklerini anlamak üzerine kullanılan bir yöntemmiş. Astroloji ile ilgili ilk yazıt M.Ö. 1600'ye aitmiş (Enuma Anu Enlil) ve astrolojik göstergelerin politika ve ulusal meseleler üzerindeki etkileri anlatılıyormuş. Tüm iyiliklerin de, kötülüklerin de gökyüzünden geldiğine inanan Babilliler, tanrıların gökyüzünde birer mekanı olduğunu düşünüyorlarmış. Bildikleri 5 adet gezegen varmış ve her biri bir tanrıyı temsil ediyormuş; Jüpiter, Venus, Saturn, Merkür ve Mars. Bu 5 gezegenin her birinin bir tanrıya ait olduğu düşünülürmüş. Bu tanrıların/gezegenlerin hareketlerini doğru yorumlayabilmeye çabalarından da astroloji doğmuş. Doğru yorumlayabilmek için iki yola başvurmuşlar. 
1) Daha önce tanrılar benzer konumdayken olan olaylar (tarih tekerrürden ibarettir)
2) Gözlenen olayın zihinde yarattığı çağrışımlar
Eski zamanlarda astroloji sadece devlet işleri ve kralın kaderini yorumlamak için kullanılırmış. Bizim anladığımız kişisel astroloji çok daha yakın zamanda kullanılmaya başlamış. 

Tuesday, September 21, 2010

Aurora'yı artık canlı izleyebileceğiz. WTF! Aurora ne?

Babama sordum küçükken de hep gökyüzünü merak edermişim, şimşekleri keyifle izlermişim, yıldızları sorarmışım, yağmurda dışarı çıkmak istermişim. Sorduklarında da, hatırlıyorum hep astronot olmak istiyorum derdim, coğrafya dersime de bayılırdım. Çocuk işte deyip geçmişler. Halbuki gerçekten gökyüzü ile ilgili şeyler halen ilgimi çekiyor. Astronot olabilir miydim bilmem ama kesin meteorolog olurdum. Neyse yine Nasa, Discovery channel haberlerini takip ederken Kanada Uzay Ajansı bugunden itibaren Aurora canlı yayını yapmaya başladığını öğrendim.
Aurora, kutup belgesellerinde gördüğümüz gökyüzündeki rengarenk dalgalanmalar, oluşumlara verilen isim. Resimde gordugunuz gibi. Kuzey kutbunda her sene Ağustos sonu, Eylul başı gibi başlayıp Mart ayına kadar sürüyor. Tam zıt zamanlarda da güney kutbunda oluyor. Güneşte gerçekleşen manyetik patlamalar atmosferimiz ile çarpıştığında ortaya çıkan enerji farklı renkler oluşturuyor. Canlı yayında izlemek için buraya tıklayabilirsiniz. Kanada'da gece iken ancak izleyebilirsiniz.

Gokyuzune bakarak Kuzeyi nasil bulurum?

Vlc applikasyonu ile Ipad'de AVI dosyalarimi seyredebiliyoruz

Bedava yeni bir applikasyon Ipad'imde AVI seyredememe sorunumu cozdu. Yasasin VLC. MKV dosyalarinda sorun yaratabiliyormus. Zira O da Ipad'in sorunu, yoksa VLC onu da gosterdigini soyluyor. Application store'dan VLC media player yazmaniz yeterli. Iyi seyirler.


- Posted using BlogPress

Location:Akçakoca Sk,Istanbul,Turkey

Monday, September 20, 2010

Besiktas'taki anit agaca bakmadan gecmeyin

Besiktas meydaninda, iki seridin ortasinda bir agac vardir. Her gecisimde bu cirkin agac neden burada diye merak ederdim. Bugun ogrendim ki meger o bir cinar agaciymis ve aslen muhtesem bir anit agacmis.
Ciceklerle ilgili bilgileri bulabileceginiz, Ege Universitesi Ziraat Fakultesinin olusturdugu www.agaclar.net diye bir forum sitesi var. Besiktas'taki bu anit agacin bugunku budanmis halini ve gecmisteki orijinal resmini koymuslar, cok uzucu.
Cinar agacinin kokleri cok fazla asfalt ve beton ile cevrili oldugundan eger budanmaz ise devrilme yasanabilir demis bir hoca. Ama daha guzel bir oneri olarak da yere, kokleri havalandiracak delikler acilip daha guzel bir budama yapilabilecegini soylemis. Tabi bir agac icin bu kadar ugrasa kim girer?!!
Celik Gulersoy'un Istanbul'un Anıtsal Agaclari kitabindan Nese hanimin tarayip koydugu orjinal resim de iste bu.

Agaclar.net'te mavi legen uygulamasindan da bahsediliyor :)

Harvard'da ders dinlemek gibisi yok!

Bir iki senedir MIT, Berkeley, Yale, UCLA, Harvard, Ohio State gibi bircok universite derslerini bedava olarak dunyayla paylasiyor. Tarih, arkeoloji, fizik, astronomi, bilgisayar teknolojileri, psikoloji, sosyoloji, matematik, kimya, edebiyat, ekonomi, biyoloji, muhendislik gibi neredeyse her alanda arayabileceginiz tum dersleri internet uzerinden izleyebiliyorsunuz. Tum bu derslerin linklerini bir arada gorebileceginiz bir sayfa buldum, siz de alin buradan bookmarklayin.

Tabi ki sinifta olmak gibi degil ama dersler gayet rahat bir sekilde takip ediliyor. Bazen ogrencilerin sordugu sorulari duymak zor olsa da, alacaginiz bilginin esi benzeri yok. Ben simdilik Berkeley'de Sosyal Psikoloji derslerini izlemeye basladim. Sonra Japonca ogreneyim diyorum. :P

Siz hangi dersi dinlemek istersiniz?

- Posted using BlogPress

Sunday, September 19, 2010

Stumble cok guzel yaaa - Serge Birault

Gunde bir iki kere Stumble ediyorum. Begendigim birseye hemen rastliyorum zaten, ondan sonrasi dipsiz kuyu. Oraya tikla, buraya tikla, bu ne, o ne derken kendimi alakasiz bir yerde buluveriyorum. Yine bu sekilde ceylan sicramasi yaparken Serge Birault diye Fransız bir ilustratore rastladim. Bayildim. Belki de duymussunuzdur, odullu filanmis, ben ilk defa gordum. 
 

Myth busted - Cevizin dibi ağır olur - or not?

Bu haftasonu Sapanca'da annemden yine bir halk inanışı öğrendim; "Cevizin dibi ağır olur". "Ceviz ağacının altında oturulmaz, bir ağırlık çöker" dedi. Hurafe mi, değil mi diye araştırayım dedim. Amma zormuş meğer hurafesi olan birşeyi araştırmak. Yazıların yarısı hurafe diyor, diğer yarısı doğru diyor. Ceviz agacının altında şeytan yaşar diyen siteler bile var. Neyse araştırmamın sonucunu açıklıyorum; ceviz ağacı altında OTURULMAZmış.
Ceviz ağacının kökleri ve yaprakları Juglon isimli toxin bir madde üretiyormuş. Bu madde diğer bitkilerin oksijen almasını engelliyormuş. Ceviz ağacının altında, kesildikten sonra bile, yaşayan bitki sayısı çok azmış. Ayrıca çoğunlukla mayıs ayında ürettiği polenler de özellikle insanlar ve atlarda alerjik reasksiyona sebebiyet veriyormuş. Daha fazla bilgi icin Ohio Universitesi ve West Virginia üniversitelerinin ilgili sayfalarına bakabilirsiniz.

Kiraz kurtlanmasina karsi Mavi Legen uygulamasini duydunuz mu?

Saturday, September 18, 2010

Harcadiklarindan 4 kat fazla enerji ureten kasaba

Almanya'daki Sonnenschiff solar kasabasini belki daha once duymussunuzdur. Bu kasaba pasif bir kasaba olmak uzere kuruldu. Yani amaclari hicbir sekilde fosil yakit kullanmayarak hayatlarini idame ettirmekti. Bugun geldikleri noktada ise harcadiklarinin 4 kati enerji uretebiliyorlarmis.

 

Kasabanin mimari Rolf Disch, tum evleri hem yazin, hem kisin maksimum gunes isigi alacak sekilde yerlestirmis. Evlerin catisi uzun gunes panellerinden olusuyor. Pencereler, isigi almak fakat isiyi kacirmamak icin cift degil 3 katli. Kasabada tabi ki ulasim sadece yuruyerek, bisikletle ve elektrikli araclarla yapiliyor.
Turkiye'de hic bu tip pasif bir komunite projesi var mi acaba?







Google instant search - aninda goruntu




Google'in arama motorunda yaptigi yeniligi sanirim artik herkes duymus veya fark etmistir. Google'da herhangi birsey aramaya basladiginizda, ilk harften itibaren aramanizi tahmin etmeye calisan bir liste cikiyor ve siz diger harfleri girdikce bu liste degisip duruyor. Amaci ise siz daha yazarken, en cok yapilan taramalardan sizin aradiginiz bilgiyi size en hizli sekilde getirmek.
Gunlerce Google'in neden boyle bir iyilestirme uzerinde kafa patlattigini anlayamamistim. Bugun bir aciklama okudum ve biraz ikna oldum. Instant oncesi bir kisinin Google'da aradigi kelimeyi, cumleyi yazmasi ortalama 9 saniye suruyormus. Gercekten uzun bir sure (dalga gecmiyorum, bence de gercekten uzun). Ayrica bir kisinin klavye uzerindeki iki tus arasinda gecis yapmasi 300 milisaniye iken, iki farkli sayfaya goz atmak 30 milisaniyeymis.
Kullandikca begendigim tarafi ise tam olarak ne aradigimi bilmedigimde, yaptigi onerilerin isimi kolaylastirmasi oldu. Ozellikle ingilizce cumle kurarken emin olamadigim kelimeleri cok isabetli tahmin ediyor. Yasasin Google, keske herkes senin kadar titiz olsa.

- Posted using BlogPress

Kredi karti 2.0

Demo tech konferansinda bu senenin inovasyon odulunu yeni kredi karti uygulamasi ile Dynamics isimli 3 senelik bir sirket aldi. Buluslari gercekten cok hos.

Iki adet kredi karti uretmisler; Multiaccount ve Hidden.



Multiaccount: ayni kart uzerinde iki farkli kredi karti bilgisini tutabiliyor. Kullanilmak istenen kart numarasinin yanindaki dugmeye basilarak aktif hale getiriliyor. Esas bulus tabi ki manyetik bolumde. Hangi kart aktif ise arkadaki manyetik seritteki bilgi de bu karta gore degisiyor. Bildigimiz pos makinasindan da her zamankinden gibi gecirilebiliyor.

Hidden: sagdaki resimde gorulen bu kart ise kart bilgisini gizliyor. Resimde daha grimsi gordugunuz alandaki rakamlar ve arkadaki manyetik serit, kart inaktif iken bos duruyor. Karti kullanmak istediginiz zaman ABCDE yazan yere sifrenizi giriyorsunuz ve kart aktif hale geliyor: kartin rakamlari gorunuyor, manyetik serit calismaya basliyor. Bir sure karti kullanmadiginizda yine inaktif hale gelerek kendini sifirliyor. Kartiniz calinsa dahi hirsizin hicbir isine yaramiyor.

Haberin orjinalini USA today'de okuyabilirsiniz.

- Posted using BlogPress

Thursday, September 16, 2010

Tim Burton'a yapilan eziyet

Tim Burton'ın meslek hayatinin ilk basinda Disney'e girdigini ogrendigimde cok sasirdim. Hele hele Fox and the Hound isimli cizgi film cizerlerinden biri oldugunu duyunca iyice sasirdim. Sagdaki resme bakinca ne demek istedigimi daha iyi anlayacaksiniz. Bu karakterleri cizmek sizce Tim Burton'a nelere mal olmustur?

Neyse sonra Diney'dekiler de mantikli cikmis ve Tim Burton'ı conceptual artist yapmislar. Bu sefer de kendisinden The Black Cauldron isimli cizgi film icin karakter yaratmasi istenmis. Soldaki alttaki karakteri cizmis. Bu cizimi goren Disney, Tim Burton'i bu gorevden de almis. The Black Cauldron'in bitmis halini de koyuyorum ki farki daha net gorun.
Neyse ki Disney, Tim Burton'i kendi haline birakip, yaratmaya devam etmesine musaade etmis. Tim Burton burada kendi kendine bircok cizim yapmis ve sonunda da Frankenweenie filmini cekmis. Disney bu filmi sadece Avrupa'daki sinemalarda gosterilmek uzere gondermis. Bu filmi goren Stephen King, Warner Bros'daki arkadasina gostermis. Ve boylece Tim Burton Warner Bros birlikteligi ve sevdigimiz Burton filmeeri gelmeye baslamis. Tesekkurler Stephen King!

Sipahh! Cok eglenceli ve lezzetli bir bulus

Sipahh diye yeni bir tip sekerli pipet cikmis cok akillica., Turkiye'ye dahi gelmis Yeni bir pipet, icinde minik sekerler var. Sutun icine daldiriyorsun ve sekerli süt iciyorsun. Vanilya, cikolata, cilek gibi bircok tipi var. Oglum Gunes sever diye verdiler ama ben fikri cok begendim. Gunes sutu SEK seviyor. 
Bu bulusu Peter Baron isimli mucide borcluymusuz. Torunlari hem eglenirken, hem de sut icsinler diye dusunurken aklina gelmis. Dunya'da bircok dizayn odulu kazanmis. İlk prototip olarak toz içecek, normal pipet ve kadin corabi kullanmis. Son halini almasi 7 yil surmus. Pipetin iki tarafindaki ozel filtreler Peter Baron uzerine patentliymis. 21. yuzyilin en iyi 50 bulusundan biri olarak aniliyormus.

Buyuk marketlerde 3 farkli tadi ile satiliyor. Bir alisverisinizde rastlarsaniz alin. Gercekten eglenceli.

Wednesday, September 15, 2010

Gmail dilegimi gerceklestirdi - darisi Lotus'un basina

Ofiste calisiyorsaniz siklikla benim yaptigim hatayi yapmissinizdir; "ekteki dokumanda goreceginiz gibi" yazip, ekleme yapmayi unutmussunuzdur. Hep isterdim keske bir hatirlatma koysalar diye. Bugun bir eposta yazarken farkettim ki Gmail yapmis; Eposta mailinizin icinde eger "I have attached" yazarsaniz ve ekleme yapmazsaniz size hatirlatma yapiyor. Bakin bir screenshotini aldim.

Yeni ve ilginc diger konular 

Oyun oynamanin faydasi ispatlanmis

New York Rochester Universitesi psikologu Daphne Bavelier'in yaptigi arastirmada bilgisayar oyunu oynamanin faydalari tespit edilmis.
Yapilan deneyde iki grup olusturulmus; haftada 5 gun aksiyon oyunlari oynayanlar ve hic oyun oynamayanlar. Bu kisilere oncelikle refleks testi yapilmis. Bir cizgi uzerinde ard arda ilerleyen noktalarin hangi yone gittigini 2 saniye icinde klavyeye girmeleri istenmis. Sonrasinda test gittikce zorlastirilmis, noktalarin bazilari saga, bazilari sola gitmeye baslamis. Bu testte tabi ki oyun oynayanlar cok daha hizli tepki vermisler.

İkinci testte ise bu sefer deneklere kulaklik verilmis ve sesin sagdan mi soldan mi geldigini tespit etmeleri istenmis. Yine tabi ki oyun oynayanlar cok daha hizli tepki verebilmisler.Counter strikecilar bu oyunda ozellikle gelismistir herhalde.
Ucuncu testte ise bir gruba gunde 2 saat ile sinirli olmak kaydi ile toplam 50 saat aksiyon oyunlari oynatilmis. Diger gruba ise gunde 2 saat SIMS tarzi simulasyon oyunlari oynatilmis. Sonra da tepki ve ses testleri yinelenmis. Aksiyon oyunlari oynayanlarin yine tepki verme sureleri diger gruba ustun gelmis.
Oyun zararli diyenler utansin. Turk dizileri daha faydali sanki :P

Oyunlarla ilgili diger yazilar
Mindshift oyun dunyasinda yeni boyut.
HOGGY - Ipad/ iphone platform oyunu

Dunyanin en buyuk yalancisi - Han Van Meegeren

1889 yilinda dogan Van Meegeren kendi resimleri ile unlu olamayan bir ressam.  Kendi resimlerinin bes para etmeyecegini anlayan bu adam 1600'lu yillarda yasayan Johannes Vermeer'in resimlerini kopyalamaya karar verir ve bunun icin yillarca calisir.
İlk kopyasi sagda gorulen resim, cok unlu bir sanat uzmani tarafindan heyecanla onaylaninca onu acilir. Ardi arkasi kesilmeyen Vermeer kopyalari yapmaya baslar. Kopyalarindan birini (soldaki) Hitler'in sag kolu Hermann Goering'e bile satar ve en buyuk hatasini yapar. Savas bittiginde boyle onemli bir eseri Goering'e sattigi icin vatan haini ve Nazi yanlisi olarak tutuklanir. Savunmasini resimlerin kopya oldugunu itiraf ederek yapar. Mahkeme ona inanmaz ve mahkeme salonunda sifirdan bir kopya yapmasini ister. O da tabi ki yapar ve 1 sene ceza ile kurtulur ama hapse girisinin ikinci ayinda kalp krizinden olur. 
Kopyalarinin satisindan bugunun parasi ile toplam yarim milyar dolar para kazandigi tahmin ediliyor.

Diger bilinmesi gereken genel kultur konulari
Hickirik gecirmenin en etkili ve garip yolu
Kuslar neden hizla giden otomobillerin onune atlar?
Kiraz kurtlanmasina karsi mavi legen uygulamasi
Birinci dunya savasinda enteresan bir kamuflaj
Kuzey gece nasil bulunur?
Kuzey gunduz nasil bulunur?


Dazzle - Derdi kamufle degil sasirtma

Dazzle, birinci ve ikinci dunya savaslarinda savas gemileri uzerine yapilan kamuflajin ismi. Gemileri her turlu hava kosulunda kamufle edemeyecegini kabul eden askeriye, geminin yerini ve rotasini anlayan sistemlerie karsi bu karisik geometrik sekilleri bulmus.
O zamanin gozleme cihazlari manuel olarak calistiriliyormus. Geminin yerinin anlasilabilmesi icin bakan kisinin mercegin her iki tarafini da simetrik olarak ust uste getirmesi gerekiyormus. Bu sekillerle boyle birsey tabi ki mumkun olmuyordur. Sonrasinda bu sekiller farkli renklendirmeler ilde daha da etkin hale getirilmis. İkinci dunya savasinin sonunda radar cikinca bu uygulamada yok olmus.

Sivrisinek isirigi neden kasiniyor?

İlk olarak sivrisinekleri takdir etmek lazim. Askeri bir savas ucagi kadar etkin araclari var. 
1) karbondiyoksit ve laktik asidi 36 metre uzakliktan hissedebiliyorlarmis
2) ozellikle kamuflaj kiyafeti giymediyseniz sizi kesinlikle cok rahatlikla gorebilirlermis
3) isi algilayicilari varmis
Yani sivrisinekten kacmanin ilac harici pek de yolu yok. 
Sadece disi sivrisinekler isirirmis. Igneleri cok sivri oldugundan genellikle isirdiklarini hissetmiyormusuz. Tukuruklerindeki protein kanin pihtilasmasini engelliyormus. Sivrisinegin isirdigi yerdeki proteini atmak isteyen bagisiklik sistemimiz reaksiyon gosterdigi icin kasiniyormusuz. Yasasin OFF.

Karasinekler neden oramiza buramiza konar?

Adi karasinek! konmasana bacagima!

Karasinekler cok sik isirmamalarina ragmen, uzerimize konmaktan buyuk bir keyif aliyor gibiler. Insanlara gelme sebepleri vucut isisi, kokusu ve soludugumuz karbondiyotsitmis. Konma sebepleri ise ayaklarindaki minik killar ile tat aliyor olmalariymis, iyk. Farkli noktalara konarak yemek arayisi icindelermis yani. 
Karasineklerin genelde kadin olanlari sokuyormus. Sabah 9 ila 11 arasi ve aksamustu 4 ila 7 arasi en aktif olduklari saatlermis. 
Acik mavi, sari, turuncu renkleri fazla sevmezlermis. Kirmizi, yesil, kahverengi ve koyu mavi renkleri ise ozellikle severlermis.
Sivrisinek isirigi neden kasinir? 

Tuesday, September 14, 2010

Sanal dunya gercek olsa - Alejo Malia

Yine bir ilustrator begendim; Alejo Malia. Google maps gercek olsaydi basligi ile Mashable'da tanitmislar. Gercekten ilginc olurdu. :D
Diger begeneceginizi dusundugum sanatcilar
Miss Miza
Nathalie Miebach